<_script /><_script /> haber - okyanus - Blogcu



10/1/2009 · Kategori: haber

ŞEYH AHMET YASİN'İN MEKTUBU

Şeyh Ahmet Yasinin mektubu
Şeyh Ahmet Yasinin öldürülmesinden bir kaç ay önce yazdığı bir mektubu
size sunmak istiyorum;

"Ey Araplar! Ne hallere düştüğünüzü görmüyor müsünüz!? Ben ki kocamış bir yaşlıyım, kurumuş iki elim, ne kalem tutuyor nede silah!! Sesimle yeri inletecek güçte bir hatip de değilim!! Ben ki saçları ağarmış, ömrünün son demlerinde, Türlü hastalıkların yıktığı ve üzerinde zamanın belalarının estiği biriyim!! Tek isteğim benim gibi, Müslümanların zaaf ve aczinden müteessir olanların yazmasıdır! Gerçekten böyle mi?
Siz ey Müslümanlar! Suskun ve aciz! Helak olmuş ölüler!! Hala kalpleriniz sızlamıyor mu? Başımıza gelen bu acı felaketler karşısında, Bir halk yok mu? ALLAH için ve ümmetin namusu için kızacak! Hiç kimse yok mu?
Şerefli direnişçilerken, bizleri katil teröristler olarak ilan edenlere karış duracak! Bizleri yıkıp, yok etmeye and içtiler!! Bu ümmet utanmaz mı!? Şerefi çiğnenirken!! Bu ümmetin devletleri utanmaz mı!? Siyonist katilleri ve uluslararası işbirlikçilerini görmezden gelirken! Omuzlarımıza el verecek ve göz yaşlarımızı silecek bir
bakış!! Bu ümmetin kurumları, sivil güçleri, partileri, teşkilatları ve bariz şahsiyetleri, ALLAH için kızmaz mı!? Tümü birden sokaklara dökülüp, "Ey RABBİMiz! Gücümüzü topla, zaafımızı gider ve mümin
kullarına yardım et!" diye çağıramaz mı!?
Buna da mı gücünüz yetmiyor!? Bizim için dua etmeye!!
Yakında bizim büyük ölümlerimizi duyacaksınız, çünkü o zaman bizim anlımızda şu yazılacak, "Bizler direndik! İleri atıldık ve kaçmadık! Ve bizimle birlikte çocuklarımız, kadınlarımız, yaşlılarımız ve gençlerimiz ölecek! Onları, bu suspus ve bön ümmete yakıt yapacağız!
Bizden, teslim olmamızı ve beyaz bayrak dikmemizi beklemeyin! Çünkü biz, bunu yapsak da öleceğimizi biliyoruz. Bırakın savaşçı onuruyla ölelim!
Dilerseniz bizimle olun, elinizden geldiğince, Öcümüzü sizden her biri boynuna taksın! Dilerseniz bize acıyarak ölümümüzü izleyin!
Taziyemiz, ALLAH'ın emaneti savsaklayan herkesten kısas almasıdır! Umarız bizim aleyhimize olmazsınız! ALLAH aşkına, bari aleyhimize olmayın!
Ey ümmetin liderleri, ey ümmetin halkları!! "ALLAH'ım! Sana şikayette bulunuyorum... Sana şikayette bulunuyorum... Sana şikayette bulunuyorum...Gücümün azlığını, imkanımın yetersizliğini ve insanlara karşı zaafımı sana şikayet ediyorum...
Sen mustazafların Rabbisin... Sen bizim RABBİMizsin... Bizi kime bırakıyorsun... Bize cehennem olacak uzaklara mı? Veya düşmana mı? ALLAH'ım! Akıtılan kanlar, dokunulan ırzlar, çiğnenen hürmetler, yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar, yıkılmış evler ve ifsad edilmiş ekinler aşkına sana şikayette bulunuyorum.
Sana şikayette bulunuyorum! Gücümüz dağıldı... Birliğimiz bozuldu... Yollarımız ayrıldı... Halkımızın zaafını ve ümmetimizin bize yardım edip, düşmanı yenmedeki aczini sana şikayet ediyoruz...


sizden ricam arkadaşlar,belki daha önce okudunuz ama tekrar okuyun..müslüman kardeşlerimiz için duyarlı olalım

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

5/1/2009 · Kategori: haber

'Türk askerleri Gazze'ye gitsin' önerisi

İsrail'de yılın işadamı seçilen Türk müteahhit Yılmaz, Filistin'de akan kanın ancak bölgeye Türk askerinin konuşlanması ile durdurulabilceğini söyledi.

 

Muhammet KUTLU'nun haberi

İsrail’in en büyük taahhüt firması olan Yılmazlar Grup’un Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet R. Yılmaz, Filistin’de akan kanın durması için ilginç bir öneri getirdi. Ahmet R. Yılmaz, Türk askerinin Gazze’ye konuşlanarak akan kanı ve gözyaşını durdurmasını istiyor.

İsrail’de 2005 yılında “Yılın İşadamı” seçilen Ahmet R. Yılmaz, İsrail’in, Gazze’deki sıkıntılardan kurtulmak için Gazze Şeridi’ni Mısır’a vermeyi bile tartıştığını belirterek, şunları söyledi:

“Mısır'a Gazze’yi önermek yerine Türk askeri önerilmelidir. Mısır, bırakın Gazze’yi topraklarına katmayı, ülkesindeki Filistinliler'den kurtulmanın yollarını aramaktadır. Asıl sorun sadece 90 yıl önce bu bölgeden çıkartılan Türk askerinin, bölgeden çıkmasından sonra ortaya çıkan boşluğu dolduramamış olmalarıdır. Türkler'in bölgeden çıkışından sonra hiçbir dönem buraya huzur gelmemiştir. Batı ve Amerika, Türkleri bu bölgeden çıkartmayı başarmış fakat bu bölgeye huzur ve sükûnet getirmeyi ve buradaki halkların burada huzur içerisinde adaletle yaşamasını sağlayamamıştır. ABD ve Batı ülkelerinin 90 yıl gibi kısa bir sürede, bugün iflas etmeleri ise bu bölgeye uzunca bir süre daha da barışın gelemeyeceğinin en bariz göstergesidir. Hatta, hızla güç kaybeden Batı ve Amerika’nın bu bölgede her geçen gün kontrolü daha da belirgin bir şekilde elinden kaçırması kaçınılmazdır.”

“Bugün Gazze’deki akan kan ve gözyaşına sadece ve sadece Türk askeri son verebilir” diyen Yılmaz, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

“Türkiye İsrail’e Gazze’ye Türk askeri göndermeyi teklif etmelidir. Hatta bu konuda İsrail’i ikna için gerekeni yapmak zorundadır. Bu İsrail için de bulunmaz bir fırsattır. Türk askerinin Gazze’de üslenmesi ve orada varlığını sürdürmesi, Gazze’den İsrail’e yönelik saldırıların önüne geçebileceği gibi İsrail’in Gazze’ye yönelik harekâtlarını da sonlandıracaktır. Bu sayede masum ve sivil ölümlerin önüne geçilip bölgenin huzura kavuşması sağlanabilecektir. Türk askeri bölgeyi sakinleştirmekle kalmayıp asayişi sağlayıp bölgenin imarına yardımcı olabilir.”

TÜRKİYE, İSRAİL'E BARIŞ TESTİ YAPABİLİR

Ahmet R. Yılmaz, Türkiye’nin böyle bir diplomatik atakla İsrail’i barış isteğindeki samimiyeti konusunda da test edebileceğini belirtti.

Yılmaz, “Türkiye’nin yokluğundan kaynaklanan bu kaosun son bulmasının en pratik yolu Türk askerinin 90 yıl önce Gazze’de bıraktığı yerden yeniden başlamasıdır” dedi.

İsrail’in Türkiye’nin bu önerisine evet demesi durumunda Batı ve Amerika’nın bu çözümü kabul edeceğini kaydeden Yılmaz, “Bu konuda İsrail’in kararı nihai karardır. Eğer bu konuda İsrail samimi davranırsa Türkiye bu bölgede akan gözyaşı ve kana son verebilecek güç ve kudrete sahiptir” ifadelerini kullandı.

Ortadoğu uzmanı olan Ahmet R. Yılmaz’ın firması Yılmazlar Grup, İsrail’deki en büyük alt yapı ihalelerini üstlenmesiyle tanınıyor. Yılmaz, 2008 Mart ayında Türk gazetecilerle ziyaret ettiği İsrail Soykırım Anıtı’nda kippa takmayı reddedip takkesiyle törene katılmıştı. Yılmaz, İsrail’de sert politik açıklamaları tüm gazetelerde yer alan bir iş adamı olarak da dikkat çekiyor.

Yılmaz, İsrail'de MOSSAD'a ait binaların yanı sıra, Savunma Bakanlığı, Hava Kuvvetleri, tüm içme suyu şebekesi ve 15 dolayında gökdelen inşa etti.

Cafesiyaset

kanal7 den alıntı

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

5/1/2009 · Kategori: haber

BU YÜK SANA AĞIR ÇOCUK

 

2002-2006 yılları arasında 42 ülkede 1.5 milyondan fazla çocuk savaşı gördü. Çoğu büyüklerin hırs ve ihtiraslarının bedelini küçücük bedenleriyle ödedi.Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkanı Dr. Şeref Özer, UNICEF'in verilerine göre, 2002-2006 yılları arasında 42 ülkede 1.5 milyondan fazla çocuğun savaşı gördüğünü belirterek, savaşın yeni kuşakların kişiliği üzerinde kalıcı olumsuz değişikliklere neden olabileceğini bildirdi.

Özer, AA muhabirine yaptığı açıklamada, savaşın hem tanıklarını hem de sonraki kuşağı derinden etkilediğini söyledi.

Savaşın yarattığı terör ve şiddetin bir süre sonra kanıksanabildiğini ifade eden Özer, bunun kişilerde ''İnsani değerleri yitirme ve güce boyun eğme riskini artıracağına'' dikkati çekti.

Şeref Özer, şunları kaydetti:

''Çeşitli araştırmalarda, savaşı gören toplumlarda, savaştan sonra şiddet ve insan öldürme davranışında ciddi bir artış görüldüğü ortaya çıktı. Örneğin ABD'de Vietnam savaşı sırasında cinayet ve saldırı olayları 2 kat artmıştır. Savaşa giren toplumlarda şiddet ve saldırı olayları savaştan sonra en az yüzde 10 artarken, girmeyenlerde en az yüzde 10 azalmıştır.

Savaş, çeşitli ruhsal bozuklukların oluşmasına, bireyde şiddet ve saldırganlık davranışlarında ciddi artışa, insani değerlerin kaybedilmesine, bireyin kendine ve topluma yabancılaşmasına, gelişmekteki yeni kuşakların kişilik gelişimi üzerinde olumsuz ve kalıcı değişikliklere neden olmaktadır.''

-''SAVAŞ, TELEVİZYONDAN İZLEYENLERİ DE ÖRSELER''-

Özer, savaşın yalnızca yaşayanları ve onların sonraki kuşaklarını değil, televizyonlarda savaşı ''Aksiyon filmi gibi'' izleyenleri de örselediğini belirtti.

Özer, şöyle devam etti:

''Yaklaşık 6 bin yılı bulan yazılı insanlık tarihinde 15 binden fazla savaş yaşandı. Bu her yıla yaklaşık üç savaş düştüğü anlamına geliyor. Her 30 yılı bir kuşak sayarsak bu güne dek dünya üzerinde yaşamış 185 kuşağın içinde sadece 10 kuşağın savaşsız bir ömür sürdüğünü söylemek yanlış olmaz. Neredeyse yaşamı boyunca savaş görmemiş ya da tanık olmamış insan yok gibidir.

1945-1992 yılları arasında 150'nin üstünde savaş gerçekleşti ve 60 milyonun üzerinde insan yaşamını yitirdi. Bu sayı, 19. yüzyıl savaşlarındaki toplam kayıpların iki katından fazla, 1992'den bu güne yaşanan savaş ve çatışmalar da bu sayıyı neredeyse iki katına çıkardı.

Artık her insan savaşı bir şekilde görüyor, ya yaşayarak ya izleyerek. Bu durum yaşayanlarda doğrudan, izleyenlerde dolaylı savaş travması yaşatabiliyor. Savaş travmasında birey öncelikle durumu inkara yöneltip, yaşanan deneyimleri tahrip edici olmayan bir olay gibi algılamaya çalışıyor. Bireyde, olup biteni yanlış yorumlamak ve çarpıtmak, saldırganla özdeşleşmek, doğa üstü güçlere yönelmek ve sığınmak, çaresizlik ve güçsüzlükle örülü bir biçimde zayıf güçsüz kişilere yönelik eylemler üretmek biçiminde yeni ifadeler ortaya çıkabiliyor.''

-''EN ÇOK ÇOCUKLAR YIPRANIYOR''-

Savaşlardan en çok yıpranan kesimin çocuklar olduğunu vurgulayan Özer, bu konudaki çeşitli verilere dikkati çekti.

UNICEF'in araştırmasına göre, 2002-2006 yılları arasında 42 ülkede 1.5 milyondan fazla çocuk savaşa bire bir tanıklık etti. Tüm dünyada 250 bin çocuk, asker ya da askeri birlikler içinde, aşçılık, cephane taşıma gibi çeşitli görevlerde çalıştırıldı. Hatta birçok çocuk, sıklıkla cinsel ve fiziksel istismara uğradı.

Ayrıca, 1986-1996 yılları arasındaki savaşlarda 2 milyon çocuk öldü, 5 milyon çocuk sakatlandı. Bunun yanında, 12 milyon çocuk evsiz, 1 milyondan fazla çocuk ana-babasız kaldı ve 10 milyon aşkın çocuk ruhsal sarsıntı geçirdi.

Yine UNICEF'in verileri, Filistin Gazze'de 2000 yılında 7-12 yaşlarındaki ilkokul öğrencilerinin yüzde 42'sinde savaş bağlı travma sonrası stres bozukluğu olduğunu, çatışmalar bittikten yaklaşık 1 yıl sonra ise bu oranın yüzde 19 olarak belirlendiğini ortaya koydu.

Saraybosna'da yapılan araştırma da çocukların hemen hemen tamamının bombardımanlara tanık olduğunu, Angola'da çocukların yüzde 66-95'inin işkenceye uğradığını, insanların öldürülüşlerini gördüklerini ortaya çıkardı.

-''IRAK'TA ÖLENLERİN ÇOĞUNLUĞU 15-44 YAŞLARINDA''-

Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkanı Şeref Özer, ABD ve Iraklı epidemiyologlardan oluşan grup tarafından yapılan araştırmaya göre, Irak'taki ölüm hızının koalisyon güçlerinin Irak'ı işgalinden önce binde 5.5 iken, işgal sonrasında bu oranın binde 13.3'e yükseldiğini belirterek, ''Irak'ta bildirilen ölümlerin yüzde 87'si işgal sonrasındadır ve ölenlerin büyük çoğunluğunu 15-44 yaş arasındaki genç nüfus oluşturmaktadır'' dedi.

Irak'ta ve Ortadoğu'da 4.8 milyondan fazla çocuğun savaşın doğrudan etkilerinden dolayı ağır beslenme sorunları yaşadığına dikkati çeken Özer, ishalli hastalıklar nedeniyle çocukların yüzde 30'dan fazlasının okula gidemediğini söyledi.

 

AA      kanal7 den alıntıdır

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

26/2/2007 · Kategori: haber

Evlilikte mutluluğun '9' sırrı

Evlilikte mutlu olmak çok zor değil.Bir kaç ipucuyla mutluluğu ve huzuru yakalayabilirsiniz.işte size 9 maddelik mutululğun formülü...

1) Mutluluk ötelerde değil: Mutlu olanlar bunun için olması imkansız büyük şeyler beklemeyenlerdir. Bir demet çiçek alan eşine, tebessümle bakan kadın, eşinin şefkat ve sevgisiyle pişirdiği bir çorbaya teşekkür edebilen erkek mutlu olur. Evlilikte mutluluğun '9' sırrı

2) “Adalet”i unutmayın: Yaşanan olaylar karşısında her şeyi iyi tahlil edin. Kendinize haksızlık ediliyormuş gibi bir pozisyona girmeyin. Kendinizi mazlum, eşinizi zalim sandalyesine oturtup “Ben bu evde neyim ki?” diye eşinizi itham etmeyin.

3) Alıngan olmayın: Sürekli “Niye öyle konuştun? Sen böyle demekle beni kast ediyorsun...” vb sözlerle hesap sormayın. Hiçbir eş, “Acaba bu sözümden ve davranışımdan yanlış bir mana çıkarır mı?” diye düşünen bir eşin yanında rahat olmaz.

4) Aranıza duvarlar örmeyin: Duvarlar örüp onu o duvarların arkasında yalnızlığa terk etmeyin. Ya da siz kendinizi öyle bir duvarın içine hapsedip yalnız başınıza yaşamayın. “Beni anlamayan bir eşim var, ne yapabilirim?” diye diyalog kapılarını kapamayın.

5) Eşinize kambur olmayın: Kendinize düşen sorumlulukları mutlaka yerine getirin. “Ben yapmasam nasıl olsa eşim yapar” düşüncesiyle onun fedakarlığını istismar edip eşinize yük ve kambur olmayın. Nihayetinde o da bir insan, gün gelip o kamburdan kurtulmak isteyebilir.

6) Kendinizi peri, eşinizi cadı ilan etmeyin: Her şeyden bir haklılık payı çıkarıp, kendinizi tek akıllı olarak göstermeye çalışmayın. Kendinizi iyilik perisi eşinizi cadı ilan etmeyin. Unutmayın ki, eşler birbirinin rakibi değil, tamamlayıcısıdır.

7) Eşinize akıl hocalığı yapmayın: Sürekli eşinize ‘şunu şöyle yap, bunu böyle yap’ diyerek akıl hocalığı yapmayın. Sanki onun aklı yokmuş da siz veriyormuşsunuz gibi davranmayın. Başaramadığı işler karşısında fırsatçılık yapmayın.

8) Tartışmak için bahane aramayın: Tartışmak için fırsat kollamayın. En küçük bir şey için sayıp dökmeyin. Mutlu olmak dururken ufak tefek şeylerle hayatı zindana çevirmeyin... Her tartışma mutluluk sarayından bir tuğla koparır.

9) Kameralarınızı güzelliklere çevirin: Aile hayatı içinde her şey olabilir. Bunlar kaderin cilvesidir. Bu sebeple alıcılarınızı eşinizin kötülüklerine değil iyiliklerine çevirin. Bahar günlerinde bile sağanakların olduğunu unutmayın.



Zaman ailem

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

26/2/2007 · Kategori: haber

Erkekleri seviyoruz çünkü...

     
Sizce biz kadınlar erkekleri neden seviyoruz? Cevabı bulmakta zorluk çekiyorsanız işte gerçekler!



-Ne kadar gereksiz detaylar içerirse içersin, anlattığımız her şeyi dinlerler.
-İltifat edip güzel ve akıllı hissetmemizi sağlarlar.

-Peşimizden koşturup özgüvenimizi arttırırlar.

-Tıraş olduklarında yanakları yumuşacık olur.
Erkekleri seviyoruz çünkü...
-Hesabı ödemek için istekli olurlar, sık sık çiçek alırlar.

-Her zaman için teknolojiden bizden daha iyi anlarlar.

-Bir araya geldiklerinde ilgimizi çekmeyen konulardan konuşup bizi sıksalar bile, teknik servis olarak işimize yararlar.

-Eve geç kalma dertleri olmadığından, bizi uğurlamadan eve gitmezler.

-Ailemizden gece izni alabilmemiz için dua ederler.

-Ağladığımızda bizden fazla üzülürler.

-Ağlayarak onlara her istediğinizi yaptırabilirsiniz. (Üstelik bu gerçeği bilirler de)

-Pek ağlamazlar ama ağladıklarında da çok şirin olurlar.

-Sık sık en iyi arkadaşımız olurlar.

-Bizim için ulaşamadığımız raflardaki eşyaları alırlar.

-Riskli işlere onlar girerler.

-Namus kurtarmacılık oynarlar, kendilerini Cüneyt Arkın zannederler.

-Olmadık şeyleri kıskanıp bizi kendilerine güldürüler.

-Kapıları açar, hatta bazen sandalyelerimizi tutarlar.

-Takım elbise ile acayip havalı olurlar.

ekolay
neden seviyoruz? Cevabı bulmakta zorluk çekiyorsanız işte gerçekler!

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki ::