<_script /><_script /> egitim - okyanus - Blogcu



3/4/2007 · Kategori: egitim

HAYATTA ÖNEMLİ BİR DÖNÜM NOKTASI: MESLEK SEÇİMİ

Çocukla iletişim kurmaya çalışan yetişkinlerin, onlara yönelttikleri ilk sorulardan biri,  "Büyüyünce ne olacaksın?" sorusudur. Ne kadar küçük olursa olsun, her çocuğun böyle bir soruyu, bir meslek adı vererek cevapladığı görülür. Çocuğun hayallerinde oluşan ve oyunlarına yansıyan bu meslek heveslerinin gerçekle bağlantısı çok zayıftır. Çocuk, meslek hedeflerini ifade ederken ne yeteneklerini,  ne de malî imkanlarını dikkate alması gerektiğinin farkındadır. O, sadece imrendiği insanlara benzeme çabasındadır ve mesleği bunun bir aracı olarak görür. Yaşı ilerledikçe, eğitim hayatının her aşamasında yapıp ettiklerini ve bunlardan elde ettiği sonuçları değerlendirerek, bunların meslek hedefleri ile bağlantısını kurmaya çalışır ve bunu çok kez bilinçsiz yapar.

Meslek sadece para kazanma aracı değildir. Meslek, her şeyden önce yetenekleri kullanma, kendini gerçekleştirme ve geliştirme yoludur.

Yüce Yaratıcı'nın verdiği kapasiteyi kullanmak ve geliştirmek insana haz verir. Kişi kendisine haz veren bir işi yaptığı zaman yorgunluk  duymaz; dolayısıyla stres denilen iş hastalığına da tutulmaz. Meslek, bir insanın günlük hayatının üçte birini oluşturmaktadır. Bu faaliyetler kişinin istidat ve kabiliyetlerine uygunsa ve kişi işiyle uğraşırken doyuma ulaşıyorsa, hem en üstün verim, hem de mutluluk gerçekleşir. Buna göre, hayatta mutluluğu kazanabilmenin en önemli şartı, kendimize uygun  bir meslekte bulunmamızdır. Yanlış yerde bulunan insanın doğru işler yapması beklenemez. 

Bir söz var: "Hayatta iki tercihinde isabetli olamayan körelir: İşini tercihte isabet edemeyenin zekâsı, eşini tercihte isabet edemeyenin hayatı körelir". Çocuklarımızın zekâlarının körelmemesi ve yaratıcı insan olabilmeleri için meslek seçiminde, onların istidat ve kabiliyetlerinin yanında, yaparken haz duydukları meslekleri seçebilmeleri için yardımcı olmak zorundayız. 

Bir kimsenin kendisine uygun mesleği seçebilmesi için öncelikle kendi kişisel özelliklerini çok iyi tanıması gerekir. Bununla birlikte mesleklerin özellikleri ve kendi beklentileri konusunda da açık ve net bilgi sahibi olmak gerekir.

Meslek Seçiminde Dikkate Alınması Gereken Yetenekler:

Soyut Düşünebilme: Bu, kelime, sayı veya şekillerle ifade edilen soyut kavramları öğrenebilme ve bunları kullanarak akıl yürütebilme gücüdür. Bu yetenek üniversite giriş sınavlarında sözel ve sayısal alanda ölçülür. Bu yeteneğe sahip kişilerin fizik, biyoloji ve sosyoloji gibi mesleklerde başarılı oldukları görülür.

Akıcı Bir Dille Yazabilme: Kelimeleri ustalıkla kullanabilme, zengin bir kelime dağarcığına ve çağrışım gücüne sahip olma şeklinde tanımlayabileceğimiz bu yetenek, dil-edebiyat programlarında başarı için gerekli olan ve yazarlarda görülebilen özel bir yetenektir.  Bu yeteneği, kelimelerle ifade edilen kavramları kullanarak akıl yürütebilme yeteneği ile karıştırmamak gerekir.

Başkalarını Anlayabilme: İletişim sırasında karşıdaki insanın ne düşündüğünü, neler hissettiğini anlayabilme gücü olarak tanımlanan bu yetenek, empati olarak adlandırılmaktadır. Psikolojik yardım hizmetlerinde çalışanların (psikologların, psikolojik danışmanların), öğretmenlerin, hekim ve hemşirelerle yöneticilerin bu yeteneğe sahip olmaları mesleklerinde başarılı olmalarını sağlayabilir.

Şekil İlişkilerini Görebilme: Şekilleri ayrıntıları ile algılayabilme, şekiller arasındaki benzerlikleri ve farkları görebilme gücünü yansıtan bu yetenek, teknik alanlarda ve plastik sanatlar alanında başarı için gereklidir. 

Uzay İlişkilerini Görebilme: Bu yetenek, cisimleri üç boyutlu görebilme, bir şeklin düzlem üzerinde veya bir cismin uzayda hareketini göz önünde canlandırabilme (örneğin bir evin olanına bakarak yapılmış hali) gücünü ifade eder. Bu yetenek, mimarlıkta, plastik sanatlarda, marangozluk ve terzilik gibi mesleklerde başarı için gereklidir.

Mekanik Yetenek: Uzay ilişkilerini görebilme, şekil ilişkileri yetenekleri ile ilişkili olan bu yetenek, bir makinenin işleyişindeki ilkeyi kavrayabilme, makinenin parçaları arasındaki ilişkiyi görebilme, makine desenleri çizebilme veya bir makineyi geliştirici fikirler üretebilme gücünü ifade eder.  Makine tamiri ve yapımı alanında çalışanlarda bu yeteneğin çok güçlü olması gerekir.

El-Parmak  Becerisi: Elleri ve parmakları ustalıkla kullanabilme de bir özel yetenek olup, kuyumculuk, cerrahlık gibi küçük objelerle çalışmayı gerektiren mesleklerde çalışanların bu yeteneklerinin gelişmiş olması meslek başarısı için çok önemlidir.

Göz-El İşbirliği: Düz bir çizgi çizebilme, bir hedefi uzaktan vurabilme gibi becerilerde ifadesini bulan ve yetenek, el-parmak becerisi gibi mimarlıkta, sanatta, kaynakçılıkta, marangozlukta ve cerrahî alanında başarı sağlanması için gerekli bir yetenektir.

Kas Koordinasyonu: Güçlü kaslara sahip olmak ve bunları eşgüdümle kullanabilmek de bir yetenektir. Bu yetenek, sporla uğraşan kimselerde çok gelişmiştir.

Renk Algısı: Bu yetenek, renkleri ve aralarındaki ince farkları algılayabilme gücünü ifade eder. İç mimarlık, dekorasyon gibi sanat dallarında, gıda üretimi ile ilgili mesleklerde çalışanların renk körü olmamaları, renkleri iyi algılamaları gerekmektedir.

Yaratıcılık: Alışılmış olanın dışına çıkabilme, yeni ve değişik fikirler, yöntemler ortaya koyabilme gücü olan yaratıcılık, her türlü çalışma alanında kendini gösterebilirse de bilim ve sanat çalışmalarında, teknik alanlarda, işletmecilikte kişi, yaratıcı gücünü daha fazla ortaya koyma imkanı bulur.  

Yukarıda anlatılanlardan başka müzik, resim gibi çok erken yaşlarda kendini gösteren sanat yetenekleri herkesçe bilinen ve belli çalışma alanları ile ilgili olan  yeteneklerdir.

Yeteneklerini tanımak isteyen bir kişi, okulda çeşitli konuları öğrenmeye çalışırken yaşadıkları üzerinde düşünebilir; hangi konuları daha çabuk ve kolay, hangilerini zorlukla öğrendiğine bakarak, yetenekleri hakkında bir fikir edinebilir. Bir kimse geçmiş başarılarını tarafsız bir tutumla değerlendirebildiği ölçüde yetenekleri hakkında doğru bir karara varabilir.

Kişinin yeteneklerinin yanı sıra ilgileri de "Ben neler yapabilirim?" sorusunun cevabında belirleyici bir unsurdur. 

Bir kimsenin çalışma alanını belirlerken ilgi adı verilen ve bazı işlerden hoşlanma ve o işleri yapma isteği duyma, buna karşılık bazı işlerden uzak durma gibi davranışlarda ifadesini bulan bir iç uyarıcıya da kulak vermesi gerekir. İlgilerini tanımak isteyen bir kimse, en elverişsiz şartlarda bile istekle yöneldiği, yaparken yorgunluk duymadığı, bilakis bıkkınlık yerine devam etme isteği duyduğu, kendisine zevk veren faaliyetlerin neler olduğunu düşünmelidir. Okulda yük veya angarya olarak nitelendirmediği, bir ödül beklemeden ilgilendiği, dersten sonra daha fazla bilgi için çeşitli kaynaklara başvurduğu konular kişiye ilgileri hakkında ipucu verebilir.  

Çalışmakta olduğumuz iş, yaşamımızda çok önemli bir yer tutar. Çalıştığımız işe, bir gelir kaynağı olarak bakarız. Aslında pek çoğumuz işimizden çok daha fazlasını bekleriz. Çalışmakta olduğumuz  işin ilginç, yeteneklerimizi ortaya çıkarıcı nitelikte ve diğer ilgi alanlarımız ve sorumluluklarımızla uyum içinde olmasını bekleriz. Çalışma hayatlarımızda genellikle bizi ileri götürecek bir ilerleme duygusu ararız. Bu pek çok insanın 'kariyer' olarak adlandırdığı şeyin ta kendisidir.  Oysa içimizde pek az insan, istediği türden bir kariyere ulaşmak için plan yapma konusunda yeterli çabayı harcar. İş hayatında nereye gittiğimizi düşünmek, tüm iş hayatımız boyunca yapmamız gereken bir şeydir.

Hayatınızı, en çok zamanınızın nerede geçtiğine göre kategorilere ayırırsanız, en geniş kategori tabii ki iş yeri olur. Ortalama bir insan işe seksen  bin saatten fazla zaman ayırmaktadır. Üstelik bu muazzam zaman yatırımı, doğal yasalar bağlamında, aynı zamanda günde sekiz saat, haftada beş gün yaptıkları şeylerle gerçekten değer verdikleri şeylerin çatıştığı bir alanda geçer. Pek çok kişinin işinde stresli olmasının nedeni  aslında yapmak istemedikleri bir şeyi yapmalarıdır. Bir işletme fakültesinde bir öğretim üyesi, öğrencileriyle konuştuktan sonra, çoğunun bu fakülteye emin olmadıkları gerekçelerle girdiklerini fark etmiştir. Öğrencilerin atılmakta oldukları meslek, onlara istedikleri mutluluğu getirmeyecek; çünkü hayatlarının en güzel günlerini aslında sevmedikleri bir işi yaparak geçireceklerdi. Öğrencilerin işletmeyi seçmelerinin nedenleri ve kendi temel değerleri hakkında daha fazla bilgi edinmek için, sınıflara basit, isim yazılmayan anketler dağıtmaya başladı. Anket formlarında iki soru soruyordu: "Neden ana dal olarak işletmeyi seçtiniz?" ve "Para söz konusu olmasaydı, bütün işlerin değeri aynı olsaydı, o zaman hangi işleri tercih ederdiniz?"

Gerçekten işletmeyi sevdiği için seçenler olmasına rağmen, çoğu öğrenci içtenlikle ve tutkuyla başka bir şey olmak istiyordu. Fakat bu güçlü duygularına karşın, getireceği parasal güvenceyi düşünerek, ömür boyu doyumsuz olabilecekleri bir alanı seçmişlerdi. İşletmeyi sevmeyen öğrenciler temel değerlerini sıraya koymuş olsalardı, belki pek azı, parasal güvenceyi, sevdikleri bir işi yapmanın vereceği mutluluğun önüne koyacaklardı. Ne var ki değerlerini belirleyip öncelik sıralaması yapmadıkları için, kırk yıl süreyle yapacakları günlük uğraşlarını büyük oranda yanlış öncelikler belirleyecekti.

Hayattaki en önemli şeyler, daha az önemli olanların insafına bırakılmamalıdır. En çok nelere değer verdiğimizi belirleyip günlük hayatımızı bu değerlere uydurmazsak, planlarımız ve hayatımız tepkisel bir zeminde yürür.

İç ve Dış Başarı Açısından Meslek Seçimi :

Gelişmiş insanlar iç başarıya önem verirken kalıplaşmış insanlar dış başarıya önem verirler. Dış başarı başkaları tarafından gözlenebilen, ölçülebilen nesne ve davranışları içerir. Parasal yönden zengin olma, şöhrete kavuşma, mevki ve güç sahibi olma hemen akla gelen örneklerdir. Çoğu insan istediği para, mal, şöhret gibi dış başarıyı kazanmak için iç dünyasının gelişimini ihmal eder. İç dünyasının gelişimini ihmal pahasına dış başarıya ulaşan kişi, çoğu kere, gittikçe artarak iç uyum, kişisel ahenk aramaya başlar. Ne var ki iç dünyasının gelişimini ihmal pahasına dış başarıyı sağlayanların  iç başarıya ulaşmaları kolay olmamaktadır.

Kalıplanmış anne-babalar çocuklarının meslek seçiminde dış başarıyı esas alırlar. Hangi meslek daha çok para, şöhret, mevki, güç getirecekse  o meslek seçilir.  Meslek seçiminde karar, dış başarının türü ve miktarını belirleyen kalıplar çerçevesinde verilir.

Gelişmiş anne-babalar ise çocuklarının meslek seçiminde çocuğunun görüşünü ve iç dünyasını esas alır. Çocuklarına hiç bir mesleği empoze etmezler.  Bu konuda çocuğu  kıskaç altına da almaz, tamamen kendi başına da bırakmaz. Aktif bir biçimde çocuğunun karar verme mekanizmasının bir parçası olurlar.

Çocuğu, "Ben doktor olmak istiyorum" derse, anne-baba, tanıdıkları doktorlarla çocuklarının konuşmasını, onların meslek yaşamlarının iç hikayesini öğrenmesini sağlarlar. Çocuklarının severek ve isteyerek seçtiği meslekleriyle ilgili olarak elde edebileceği bütün bilgilerin çocuklarına ulaşmasını sağlarlar.   

Dış başarıya yönelmiş kalıplanmış ana-baba  çocuklarının namına karar verirken "Başkaları ne der?", "Çocuğum başkalarınca nasıl görülür?" soruları çerçevesinde düşünür. İç ve dış başarının dengesini arayan gelişmiş ana-baba, "Doyumlu, sağlıklı ve etkili bir hayatı bulmasında çocuğumuza nasıl yardımcı olabiliriz?" çerçevesinde düşünecektir.

Gelişmiş ana-baba çocuğunun meslek seçiminde şu temel ilkeleri esas alır:

1. Çocuğum tektir, emsalsizdir. Bu nedenle çocuğumun başarı ve başarısızlıklarının  diğer kimselerinkiyle karşılaştırılmaması gerekir.

Olumlu ve olumsuz ödüllendirmelerle çocuğumuzu yönlendirip başkalarına benzetmemeye özen göstermeliyiz.

2. Çocuğumuzun kendine özgü gelişecek yetenekleri vardır.

3. Çocuğumuz kendine yararlıyı ve yararsızı ayırt edebilecek güç ve yetenektir.

4. Çocuğumuz hiç kimseye benzemese dahi, değerli ve sevilmeye layık bir insandır.

"Nefret ettiği bir işi olup da başarıya ulaşmış bir insan tanıyor musunuz? Ben tanımıyorum. Başarının sırlarından birisi de yaptığınız işle sevdiğiniz şeyler arasında sıkı bir ilişki kurmaktır.  Pablo Picasso şöyle diyor: "Çalıştığımda rahatlıyor ve dinleniyorum.  Beni esas yoran hiç bir şey yapmamaktır". Mark Twain, "Başarının sırrı, mesleğinizi tatile çevirmektir." diyor. Başarılı insanların yaptığı da budur.

Abraham Maslow'un dediği gibi kendi kendisiyle barış içinde yaşamak  istiyorsa; müzisyen müzik yapmalı, ressam resim yapmalı, şair şiir yazmalıdır.  Bugünkü Türkiye'de bütün kitle iletişim araçları dış başarıya önem vermektedir. Para ve şöhret getiren meslekler, hiç bir erdemi barındırmasa da  gençlerin gözdesi haline getiriliyor. Bir futbolcunun değerinin 10 milyon dolar olduğu ülkemizde, kısa yoldan zengin olmak isteyen kişiler için en çok tercih edilen meslek sıralamasında da değişiklikler yaşanması doğaldır. İnsanların değer yargıları değişince meslek tercihlerindeki öncelikleri de değişmektedir. Bugünün gençleri için  futbol,  en gözde meslek haline gelmiştir. Doktorluk ve avukatlık meslekleri de maddi bakımdan cazip oldukları için gençlerin en gözde meslekleri arasındadır.  Her iki meslek de hasta insanlarla ilgilidir. Doktorlar bedensel ve ruhsal hastalarla, avukatlar da sosyal hastalarla uğraşırlar. Dolayısıyla kendileri de sürekli stresli olurlar. Öğretmenlik mesleği, devlet tarafından cazip hale getirilseydi, toplumda hem doktorların hem de avukatların müşterisi azalacaktı. Bu da öğretmenlik mesleğini diğer mesleklerden daha cazip hale getirecekti. Sonuçta daha sağlıklı bir topluma gitme yolunda hız kazanılacaktı. Ne var ki öğretmenlik mesleğinin gençlerin gözünde hiç bir cazibesi kalmadığı gibi, hiç bir pedagojik formasyonu olmayan üniversite mezunlarının öğretmen yapılmasıyla bu meslek tamamen ayağa düşürülmüştür. Öğretmenlik mesleğini devlet cazip hale getirmese de sağlıklı toplumu kurma ideali olanlar  yeteneklerini de dikkate alarak çocuklarının  öğretmenlik mesleğine yönlendirmelidirler. 

Meslek seçimi de bir yönüyle eş seçimine benzer. Çocuğumuza eş seçiminde "çocuğumuza yakışan, bize de ters gelmeyen" birini seçmeliyiz. Çocuğumuza iş tercihinde de elbette yardımcı olacağız.

Ancak bizim ilgi ve yeteneklerimize uyanı değil, çocuğumuzun ilgi ve yeteneklerini dikkate almalıyız. Çocuğumuza yakışan, onun yeteneklerine uygun bir meslek seçmesine yardımcı olmalıyız . Ancak bize de ters olmamalıdır. Örneğin kas kondinasyonu iyi olan bir kız çocuğunun dans ve baleyi tercihi, bir erkek çocuğunun futbolu tercihi sizin dünya görüşünüze ters ise bu durumda çocuğunuzla konuşup size de ters gelmeyen ama onun yeteneklerine uygun bir başka meslek seçiminde yardımcı olabilirsiniz.   

Başarılı olmanın en garantili yollarından biri, sevdiğiniz ve inandığınız bir işi meslek olarak seçmenizdir.

  

KAYNAKÇA:

1.SMITH, Hyrum W.; Hayatı ve Zamanı Yönetmenin 10 Doğal Yasası, Çev: Adalet Çelbiş, Sistem Yay., İst., 1998

2.ROBBİNS, Anthony; Sınırsız Güç, İnkılâp Kitabevi Yay., İst., 1992

3.KUZGUN, Yıldız; "Meslek Seçimi", Bilim ve Teknik, Sh.50-54, Aralık 1994

4.CÜCELOĞLU, Doğan; İyi Düşün Doğru Karar Ver, Sistem Yay., İst., 1994.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

25/3/2007 · Kategori: egitim

VERİMLİ DERS ÇALIŞMA ALIŞKANLIKLARI

Her öğrencinin öğrenme, her anne babanın da çalışmaya karşı farklı tutumlar sergilediğini bilmekteyiz. Anne babaların bu konuda yapabilecekleri, çocuğunun öğrenme biçimini keşfetmesine yardımcı olup, onun planlı çalışmasında dış kontrolü sağlamaktır.
Ders çalışmak çocuğumuzun sorumluluğudur. Ancak çoğu zaman evlerde çocuk ve aile arasında bu konu yüzünden büyük çatışmalar yaşanır. Ders çalışma sorumluluğu çocuğun yaşamındaki diğer sorumluluklardan sadece birisidir.

Çocuk bu konuda problem yaşıyorsa;

Onun yaşamındaki diğer sorumluluk alanlarına yaklaşımı nasıl? Sıkıntı yaşıyor mu? Sorun sadece ders çalışma mı, yoksa genellikle sorumluluk diye düşündüğü olaylar ya da durumlarda da problem yaşıyor mu?

Belki anne baba olarak öncelikle bu soruları cevaplandırmamız yararlı olabilir.

  • Çocuğunuzun yeterli uyuyamaması,
  • Çocuğunuzun dengesiz beslenmesi,
  • Çocuğunuzun yaşadığı duygusal problemler ders çalışmasını etkileyebilir (Ailede yaşanan bir sıkıntı, arkadaşlarıyla yaşadığı bir sorun, ön ergenlik döneminin getirdiği sıkıntılar).

Ön ergenlik dönemini yaşamaya başlayan çocuğumuzun ders başarısının düşmesi o kadar da beklenmeyen bir durum değildir. Çünkü bu döneme özgü ihtiyaçları ağır basmaya, ders çalışmak ve okul başarısı gibi ihtiyaçları daha geri plana itilmeye başlar. Bu gerçekten yola çıkarak onun döneme ilişkin ihtiyaçlarını karşılamak zamanla ders çalışma okul başarısı gibi hedeflere yönelmesini sağlayacaktır.

NASIL DAHA VERİMLİ DERS ÇALIŞABİLİRİM?

"ETKİN ÇALIŞMA YÖNTEMLERİ" konusuna ilişkin bazı evrensel ipuçları geçerlidir. Buna göre, yapılan araştırmalar öğrenmeye ne kadar çok duyu organı katılırsa, öğrenmenin o kadar etkin ve kalıcı olduğunu göstermektedir. Yani kişi okuduğu, yazdığı, anlattığı ve denediği ölçüde öğreniyor. Öğrenmenin, kişinin beyninde kendisinin gerçekleştirmek zorunda olduğu bir süreç olduğu unutulmamalıdır.

• Ev içinde öğrencinin yalnızca ders çalışmak için kullandığı "çalışma alanı" olmalıdır.

• Öğrenme en iyi çocuğun boyuna uygun masa ve sandalyede oturarak çalışıldığında gerçekleşir. Çalışma odası ve masası sadece ders çalışmak için kullanılmadır.

• Uzanarak çalışma, uyku gelmesini kolaylaştırdığı için uygun değildir.

• Çalışma ortamı derli toplu, gürültüsüz, iyi aydınlatılmış, ne çok sıcak ne de çok soğuk olmalıdır.

• TV, bilgisayar, telefon, küçük kardeş, serbestçe dolaşan evcil hayvanlar ortamda çalışmayı engelleyen faktörlerdir.

• Her öğrenci, ailesiyle birlikte olduğu zamanları, uyku ve yemek saatlerini, spor-kültürel etkinlikler için ayırdığı zamanları da dikkate alarak haftalık program yapmalıdır.

• Program yaparken, her ders için ayrılan zamanda gerçekleştirmeyi planladığı hedefi olmalıdır. Amaçları belirgin değilse, amaç belirlemesine yardım edin.

• Her dersi çalışmak için ayrılan süre 20- 40 dakika olmalıdır. (Yaş ve bireysel özeliklere göre değişebilir.)

• 40 dakikalık çalışmayı, 10 dakikalık tekrar ve 10 dakikalık dinlenme süresi izlemelidir.

• Dinlenme aralarında öğrenci fiziksel ihtiyaçlarını karşılayabilmeli ve kendini ödüllendirmelidir (Örneğin; bir elma yemesi vb.) Molalarda televizyon ve bilgisayar başına oturulmamalıdır aksi takdirde derse geri dönmekte zorluk yaşanır.

Çocuğunuzdan kapasitesi ölçüsünde başarı beklemek ve onu başka çocuklarla karşılaştırmamak başarısını arttıracaktır.

ÇALIŞMA SAATLERİ NASIL DÜZENLENİR?

Çalışma saatlerinin bir programa bağlanması, zamanın en ekonomik biçimde kullanmasını sağlar. Çalışma süresinin planlanması, çocuğun geçen zamandan kendisi ve amaçları doğrultusunda en iyi biçimde yararlanmasını sağlar. Böyle bir program yoksa çocuk farkında olmadan eğlenmeye, gezmeye ve dinlenmeye gereğinden fazla zaman ayrılabilir.

Program Yaparken Nelere Dikkat Edilmelidir?

• Program çocuğun verimli çalışabileceği saatler dikkate alınarak belirlenmelidir.

• Çalışma süresi çocuğunuzun dikkatini yoğunlaştırabilme süresine ve dersin türüne göre farklılaşabilir.

• Ders çalışmak için ayrılan sürenin uzunluğu her şeyden önce çocuğun yaşına bağlıdır. Çocuğun baştan sona dikkatini koruyarak sürdürebileceği uzunluktaki çalışma süresi onun için en uygun çalışma süresidir.

• Sevdiği bir derse çalışırken dikkatini uzun sürdürebilir. Zorlandığı dersi çalışırken dikkati daha çabuk dağılabilir. Bu derslere dikkatini yoğunlaştırabildiği sürece, ama daha sık aralıklarla çalışabilir.

• Molalarla dağılan dikkat ve azalan verim tekrar kazanılır. Molalar uzun, çalışma süresi kısa olursa öğrenilen konular unutulabilir. Birbiriyle bağlantılı konular öğrenilirken uzun molalar verilmemelidir. OKUMA ALIŞKANLIKLARI VERİMİ ETKİLER Mİ?
Hızlı ve anlayarak okuma alışkanlığı edinmek okunanların zamandan kazanılmasını sağlar ve çalışma verimi artar. Çeşitli türden kitaplar okumak ve bunları yorumlamak hem bu becerinin edinilmesini hem de algılama ve yorumlama gücünü geliştirecektir.
Anlayarak, kavrayarak öğrenme ezbere dayalı öğrenmeden hem daha kolay hem daha kalıcıdır. Üstelik bu şekilde öğrenilenler yaşantıya da aktarılabilir. Anlayarak kavrayarak öğrenmek, ne öğrendiğini, niçin öğrendiğini sorgulayarak öğrenmek demektir.

ÖDEVLER NEDEN GEREKLİDİR?

Öğrenme istek ve arzusunu taşımayan ve öğrenmenin gerekliliğine inanmayan hiçbir öğrenciye hiçbir ders aracı, hiçbir öğretmen yardımcı olamaz. Arzu ve istek olmadığı zaman ilgi ve dikkat kolayca dağılır. Bu da başarıyı etkileyen en önemli engeldir. Ancak, bazı öğrenciler yeterince istekli olmalarına, gayret göstermelerine karşın beklenilen başarıyı gösterememektedirler. Verimli ders çalışma yollarını öğrenen ortalama bir öğrenci, zamanını ve enerjisini en verimli bir şekilde kullanarak başarılı olabilecektir.

Öğrenmede tekrarın önemi büyüktür. Tam olarak anlaşılmamış, netleşmemiş konuların tekrar edilmesi kalıcı öğrenmeyi sağlar. Tekrar etmenin bir yolu da ödevlerdir. Ödev yapmaya başlamadan önce okulda o dersle ilgili işlenen konular mutlaka tekrar edilmelidir. Ödev yapmak ""araştırma becerisi"" kazanmayı sağlar. Ayrıca ödev yaparken zorlanarak öğrenilen konular kolay kolay unutulmaz ve sınavlarda bunun ödülünü alınır. Öğrencinin ilgi ve bilgi alanları genişler. Bir ödev ya da projeyi özenerek istekle yapmak, öğrencinin yaratıcı yönünün gelişimi için çok önemlidir.

Ödev sorumluluğu çocuğa aittir. Anne ve baba olarak çocuklarımızın ödevlerini biz yaptığımızda ilerde sorumluluklarını kazanmada güçlük çekebilirler. Sorumlulukların gelişimi de çocukların çok küçük yaşlarda kendi yaşlarına uygun sorumluluk almalarıyla başlar.


ÇOCUKLARA NASIL YARDIMCI OLABİLİRSİNİZ?

• Zorlandığı konuları ve problemleri araştırarak eksik bilgilerini tamamlaması yönünde teşvik edebilirsiniz.

• Anlamadığı bir konu varsa size, öğretmenine ya da arkadaşına sorma konusunda destekleyebilirsiniz.

• Çalışma ve başarma hedefleri başlangıçta her çocuğun durumuna uygun olarak ulaşılabilecek düzeyde tutulmalı ve yavaş yavaş artırılmalıdır.

• Çalışma süresi yavaş yavaş artırılmalıdır.

• Başarı, çocuğun sınavdan önce son ana bırakmadan, bilgileri sindirerek yaptığı bir çalışma ve ödevlerini yapması ile mümkündür.

• Bazen anne babalar çocuğun ders çalışmasını sağlayabilmek amacıyla maddi ödüller kullanır. Çocuğun ödülü her zaman ve her koşulda beklememesi, ödülün alışkanlık haline gelmemesi önemlidir.

• Tüm bunlara ek olarak unutulmaması gereken, amacınızın belki de çocuğunuzun masa başında geçirdiği saatlerin kalitesini artırabilme adına ona yardımcı olmak olabilir.

• Bu yüzden sizler özellikle başarısı konusunda onu başkalarıyla kıyaslamaktansa çocuğun kendi gelişimindeki farklılıkları ona iletebilirsiniz.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

25/3/2007 · Kategori: egitim

Çocuklar İçin Internet Kullanım Önerileri

Internette sohbet ederken, mesaj panosuna mesaj gönderirken, ya da mektup arkadaşınızla mektuplaşırken, adınız, soyadınız, adresiniz, telefon numaranız gibi kişisel bilgilerinizi ve kredi kartı numaranızı asla vermeyin

2
Diğer kişilere Internette kullandığınız adınızı ya da parolanızı söylemeyin


3
Web sitesinin "Güvenlik Politikası"na bakın ve sitenin sizden istediği bilgileri ne amaçla kullanacağını öğrenin


4
Internette ailenizle birlikte gezinin. Eğer ailenizin zamanı uygun değilse, ziyaret ettiğiniz siteleri ailenize söyleyin


5
Ziyaret ettiğiniz sitenin "Güvenlik Politikası"nı ailenize söyleyin. Böylece siz ve aileniz, sizin hakkınızda istenen bilgilerin, sitede ne amaçla kullanılacağı konusunda bilgi sahibi olacaksınız


6
Bir aktiviteye ya da oyuna katılabilmeniz için sitenin çok fazla kişisel bilgiye ihtiyacı yoktur. Bu nedenle gereğinden fazla bilgi vermeyin, gerekirse siteyi terkedin


7
Bazı insanların kötü niyetli olabileceklerini ve çocuk olmadıkları halde çocuk gibi davranabileceklerini unutmayın. Bu nedenle Internette tanıştığınız kişileri ailenize söyleyin. Ayrıca yeni tanıştığınız kişilerden aldığınız mesajları ailenize gösterin ve onların onayı olmadan bu mesajlara cevap vermeyin


8
Ailenize sormadan Internet aracılığıyla hiçbir şey satın almayın ve hiçbir koşulda kredi kartı numarası vermeyin


9
Ailenizle konuşmadan Internet aracılığıyla sorulan sorulara cevap vermeyin. Hiçbir formu doldurmayın ya da hiçbir yarışmaya katılmayın. Ayrıca girdiğiniz sitenin bir güvenlik politikası olup olmadığını kontrol edin ve verdiği bilgilerin başkaları ile paylaşılmayacağı konusunda güvence verip vermediğine bakın. Aksi halde hiçbir şekilde kişisel bilgi vermeyin


10
Internette hiçbir tartışmaya ya da kavgaya katılmayın. Eğer biri sizinle tartışmaya ya da kavgaya yeltenirse, ona cevap vermeyin ve ailenizi konudan haberdar edin


11
Eğer hoşlanmadığınız bir şeye rastlarsanız ya da ailenizin, sizin görmenizden hoşlanmayacağını düşündüğünüz bir şeye rastlarsanız, geri tuşuna basın ya da oturumdan çıkın


12
Eğer bazı kişilerin çocuklara söylenmemesi gereken bir şey söylediğine rastlarsanız ailenize söyleyin


13
Internetle ilgili konular hakkında hiçbir şeyi ailenizden saklamayın


14
Eğer birisi size resim gönderir, gitmemeniz gereken bir siteyi ziyaret etmenizi önerir ya da uygun olmayan bir dille konuşmayı önerirse, ailenizi durumdan haberdar edin


15
Eğer birisi yapmamanız gereken bir şeyi yapmanızı isterse, ailenize söyleyin


16
Ailenizin onayı olmadan internette tanıştığınız hiç kimseyi aramayın


17
Aileniz yanınızda olmadan ve onaylamadan Internette tanıştığınız kimseyle buluşmayın


18
Internette tanıştığınız kimseye, ailenizin izni olmadan hiçbir şey göndermeyin


19
Eğer Internette tanıştığınız birisi size herhangi bir şey gönderirse ailenize söyleyin


20
Internette iyi bir dil kullanın ve nazik olun


21
Sadece şaka yapıyor olsanız bile kimseyi korkutmayın ya da tehdit etmeyin


22
Ailenizin sizin güvenliğinizi ve sağlığınızı düşündüklerini bilin. Bilgisayar ve Internet konusundaki kurallara uyma konusunda ailenizle işbirliği içinde olun ve Internet yüzünden başınıza ne gelirse gelsin onlara söyleyin

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!