<_script /><_script /> edebiyat - okyanus - Blogcu



3/4/2007 · Kategori: edebiyat

Bismih-i Teala


Peygamber(s.a.) doğum gününde , müslüman coğrafyada her gün onlarca kişi öldürülüyor...

Dokunulmasına en fazla canımızın yandığı namuslarımıza dokunuluyor...Analarımızın , bacılarımızın ırzına geçiliyor...

Yasaklar ve zulümler artarak devam ediyor...

Ve benim ülkemin müslümanların bir çoğu hala uyuyor...

Alemlere Rahmet olan Nebi(s.a.v)'me ne kadar yakıştığımızı bir daha düşünelim bu mesajı okuduktan sonra?

Ve kendimize dua edelim,değişmek için...

Allah rızası için...

selam&dua ile

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

3/4/2007 · Kategori: edebiyat

ÖNEMLİ OLAN DOSTU KAYBETMEMEK

Dostluk, sevgisi sönmüş şu çağda kıymetini bilmediğimiz değerlerden biri... Tıpkı sevgi, inanç, kardeşlik gibi... Sağlık gibi, şükrünü hakkıyla eda edemediğimiz nimetler gibi...

Kıymetini bilmediğimiz, hatta öyle ki arayıp da bulamadığımız bir değer dostluk...

Önceden "Dost bulmak kolay, önemli olan o dostu kaybetmemek" derken, artık bu söz "Dost bulmak zor, onu kaybetmemek, dost kalabilmek daha da zor" şeklinde hayatımızda yankılanır oldu. Çünkü artık menfaatlere endeksli ilişkilerimizde güven duygusu tarumar oldu. Oysa menfaatlerin olduğu yerde hangi güzel duygu, hangi değer varlığını sürdürebilir ki?..

Gerçek sevgi ve dostlukların olduğu yerde menfaatler olur mu hiç?

Tabi ki bu güzel değerlerin bulunduğu yerde "ben" diye feryat edenlerin menfaatlerinin bulunması mümkün değil. Çünkü dostluk "ben" değil, "biz" diye feryat eder. Çünkü dostluk paylaşmaktır. Sevgiyi, mutluluğu, sevinci, acıyı, kederi, hüznü paylaşmaktır. Aynı bardaktan suyu paylaşmak, bir ekmeği ikiye bölüp paylaşmak, sevgi dolu bir yüreği paylaşmak, aynı fikri, aynı zikri, aynı davayı paylaşmaktır dostluk.

Dostluk hiçbir karşılık beklemeden paylaşmak, hiçbir karşılık beklemeden verebilmektir, sende ne varsa dostuna...

Tıpkı Hz. Ebu Bekir gibi dostuna, dost bildiğine kendini adayabilmektir. Dostluk, Ebu Bekir'in Rasulullah'a (s.a.v.)  muhabbetindeki yegane sırrın adıdır. Dostluk, Medine'ye teşrif eden Rasulullah'ı misafir etmede yarışan ensar heyecanının adıdır.

Ve bütün bu vefakâr davranışların temelinde bulunan en yüce dosta dost olabilmek arzusu, İbrahim Halilullah makamına ulaşabilme gayesidir dostluk...

Dostluk saygı, sevgi senfonisi içinde edebin baştacı olduğu, özveri, fedakârlık ve bütün güzellikler adına ne varsa harmanlanıp gönülden gönüle sunulan en güzel senfoni ve ashab-ı suffe kardeşliğinin günümüzde yankılanışını bulan kutlu bestedir. Eğer ki, bugün bu kutlu bestenin yankısını gönüllerimizde duyamıyorsak, asrı saadetin altın sayfalarına altın harflerle kazınmış bir hazine olan ensar ve muhacir kardeşliğini, dostluğunu kavrayamayışımızdandır.

Dostluk, bizden olmayana, bizim gibi düşünmeyene yüreğimizin kapılarını kapamak değil, hataları olanları hatalarından dolayı yalnız bırakmak değil, günahları olanları kendi terazimizde yargılamak değil.

Dostluk bizden olmayana bizdeki güzelleri gösterebilmek, bizim gibi düşünmeyenlerin de düşüncelerini dinleyebilmek, hataları olanlara yanlışlarını gösterebilmek, günahkâr olanlara "Gel beraberce, tevbe edelim, bir daha dönmemecesine." diyebilmektir.

Dost, dostlar, günahıyla sevabıyla bizden olan, gönül bahçelerimizin kapılarını sonuna kadar açtığımız yegane insan veya insanlar...

Dostlar ırmak gibidir. Kiminin suyu az, kiminin çok. Kiminde ellerin ıslanır yalnızca, kiminde ruhun yıkanır boydan boya...

Evet dostlar ırmak gibidir. Kiminde ellerimiz ıslanır, kiminde ruhumuz yıkanır.

Ya biz, bizler nasıl dostuz? Dostlarımızın sadece ellerini mi ıslatıyoruz, yoksa ruhunu yıkayabiliyor muyuz? Eğer ki dost dediğimiz insanı herşeyi ile kabul edebilmişsek, güzel yönlerine güzellikten bakabiliyor, hatalarına birlikte yanıp, birlikte ağlayıp, birlikte düzeltme yoluna gidebiliyorsak, dost acı söyler ama doğru söyler hoşgörüsüyle hareket edebiliyorsak ve kırılmadan, gücenmeden bütün açık yürekliliğimizle konuşabiliyor, birlikte dertlerimize çareler arayabiliyorsak, dostun ruhunu yıkayan ırmağı olabilmişizdir.

Hayatın bütün zorluklarına karşı bir cephede savaşan askerlerin edasıyla omuz omuza verebiliyorsak, karşımızdaki insanın derdi ile dertlenip, en ufak hüznünü, acısını, bütün azalarımızda hissedebiliyorsak, sevinçlerine kendi sevinçlerimizden daha coşkulu çığlıklar atabiliyorsak dostluk merdiveninin basamaklarından emin adımlarla çıkıyoruz demektir.

Dostluk ipek böceği hassasiyeti ile ezeli ve ebedi kardeşlik bağını örebilmek. Evet bu güzel değeri oluşturabilmek ipek böceğinin ipeği oluşturmasındaki hassasiyeti ister. Çünkü güzel olan herşey gibi değerli olan herşey gibi dostluk da zor iştir, hassasiyet ister.

Onun içindir ki, dostlara en güzel duygularla uzattığımız çiçeklerin ellerimizden kaldırımlara düşmesi ve dostlar tarafından çiğnenip geçilmesi kadar acı vermez hiç bir şey...

Onun içindir ki dost vurgunları kadar hiç bir şey kanatmaz insanoğlunun yüreğini...

Gelin dostlar, sevgisi sönmüş şu çağa inat dostlarımıza, dostluklarımıza sahip çıkalım.

Gelin en güzel duygularımızı yüklediğimiz bir tebessüm ile ilk karşılaştığımız dostumuza bırakıverelim can-ı gönülden...

Gelin yüreğimizdeki dostane sevgilerimizi söyleyelim dostlarımıza... En azından "Dostluğun için minnettarım" diyerek gönüllerinde meltem rüzgarları estirelim.

Gelin dostlarımıza dualar edelim gıyabında, Rahmanın bile geri çevirmediği, anne duası kadar içten dualar...

Gelin zahiri ve batini mesajlar gönderelim dostlukları anlatan...

Mesela "Dostluk ağlamaksa, yüreğindeki yası paylaşmaksa, üzüldüğünde sıcak bir kucaksa ve dostun için ateşe atılmaksa, dünya durana dek, bu ruh ölene dek dostumsun." diye seslenen...

Mesela:

"Bizim ömrümüzde bir ırmak vardır.

Köpüklerinde hayallerimizi yüzdürdüğümüz

Bizim ömrümüzde dostlarımız vardır

Günlerimiz ayrı geçtiğinde üzüldüğümüz" diye hasretlerimizi ifade eden...

Gelin en çok sevdiğimiz, dostluklar adına söylenmiş bir melodiyi dostlarımızın gözlerinin içine bakarak bir kez daha terennüm edelim beraberce.

 

Bir kıvılcım düşer önce, büyür yavaş yavaş

Bir bakarsın volkan olmuş yanmışsın arkadaş

Dolduramaz boşluğunu ne ana ne gardaş

Bu en güzel, en sıcak duygudur arkadaş.

 

Ortak olmak her sevince, her derde, kedere

Ve yürümek ömür boyu beraberce elele

Olmasın hiç, o ta içten gülen gözlerde yaş

Yollarımız ayrılsa bile seninle arkadaş.

 

Evet arkadaş kim olduğumu, ne olduğumu

Nereden gelip nereye gittiğimi sen öğrettin bana

Ellerimden tutup karanlıktan aydınlığa sen çıkarttın.

Bana yürümeyi öğrettin yeniden elele.

 

Ve daima ileriye

 

Bir gün, bir gün birbirimizden ayrı düşsek bile

Biliyorum hiçbir zaman ayrı değil yollarımız

Ve aynı yolda yürüdükçe gün gelir ellerimiz

Yine dostça birleşir ayrılsak bile kopamayız.

 

Mısralarıyla yeniden yankısını bulsun dostlarımız, dostluklarımız gönüllerimizde...

Dileğimiz o ki başta yüce dosta dost olabilmek.

Ve yine bir dostun temennilerinde olduğu gibi:

"Ebedi bir ülkede daimi dost kalabilmek" dileklerimizle...



(
AYŞE SOLAK     DENEME;)

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

3/4/2007 · Kategori: edebiyat

MÜSLÜMAN EMİNDİR

"Müslüman, elinden ve dilinden müslümanların emin olduğu kimsedir." (Müslim 1/258)

Yeryüzünde vuku bulan hadiseler karşısında müslümanlar suçlanıyor. Bunları göz önünde bulundurarak Kur'an ve sünnet ölçüleri dahilinde müslümanlarda olması gereken güzel vasıfları yazmayı uygun buldum.

İmanla müşerref olan, Allah'ın kelamı Kur'an-ı Kerim'le tezyin bahtiyar bir müslümana uygun olan, dünya ve ahireti için güzel olanları yapması, rızayi bariyi hayatının en güzel hasletlerinden bilip her an yaratan Rabbinin kendisiyle beraber olduğunu idrak etmesi, mümini kâmilin özelliklerindendir.

İnsan olması nedeniyle nefisle mücadele pek de kolay değil. İslam'ın emir ve nehiylerine muhalif söz ve fiilleri olursa kişinin şahsi hatasıdır. Bundan dolayı ne diğer müslümanlar suçlanır, ne de cezalandırılır. Hatta bu yanlış, İslam dinine izafe edilemez. Zira Allah (c.c.) Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor: "Bugün size dininizi tamamladım." (Maide, 3)

İslam dini itikat, ibadet, muamelat, ukubat, ahlakî, siyasî, içtimaî, hukukî ve ekonomik her yönünden kemale ermiş bir dindir. Kıyamet sabahına kadar da geçerlidir. Eksiklik İslam'dan nasibini alamayan gafil insanlardadır.  Müslümanlar, önce Allah'ı ve Rasülünü sevmeli. Ehlüllaha ve bütün ehli imana muhabbeti şiar edinmeli.

Allah Teala buyuruyor ki: "Sizin dostunuz ancak Allah'tır, Rasülüdür ve iman edenlerdir. Onlar ki Allah'ın emirlerine boyun eğerek namazı (dosdoğru) kılar, zekatı verirler." (Maide, 55)

Ayeti kerimede mü'minlerin kimleri dost edinip, muhabbet göstereceği aşikardır.

Müslümanların özelliklerini ayet ve hadislerin ışığı altında özetlemeye çalışalım:

"Muhammed, Allah'ın Rasulüdür. Onunla beraber olanlar da kafirlere karşı çok şiddetlidirler. Onların küfürlerine karşı yılgınlık göstermez, sert ve kuvvetli davranırlar. Kendi aralarında çok merhametlidirler. Onları hep rükû, sücûd halinde görürsün." (Fetih, 29, Elmalı Tefsiri)

"Birbirinize iyilik ve takva hususunda yardımda bulunun, kötülük üzerinde yardımlaşmayın." (Maide, 2)

"Toptan Allah'ın ipine sarılın, ayrılmayın." (Al-i İmran, 103)

"Birbirinizin gizli hallerini araştırmayın. Bazınız bazınızın gıybetini yapmasın." (Hucurat, 12)

"Zinaya yaklaşmayın." (İsra, 32)

Peygamberimiz (a.s.) bir müslümanı şöyle tarif ediyor:

"Müslüman müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez, onu zelil etmez ve ona hakarette bulunmaz."

"Sadakanın en makbulü; iki kişinin arasını düzeltmektir."

"Her müslümanın diğer müslümana malı, ırzı ve kanı haramdır. İnsana kötülük bakımından, müslüman kardeşini küçük görmesi yeter."

Müslüman İslam'ın Kur'an ve sünnet ile şekillendiği örnek insan tipidir. Cehaletin ve taklitçiliğin karanlığından kurtulmaya çalışan İslam kardeşliğini ön plana alan bir şahsiyettir. Ancak Rabbine ibadet eden, ancak ondan yardım bekleyen, ona tevekkül eden bir kuldur. İnsan olması haysiyeti ile zaman zaman işlemiş olduğu günahından tebve ve istiğfarda acelecidir. Gayesi sadece rızai baridir. Allah için sever ve onun için buğzeder. Kur'an'ın Allah kelamı olduğunu bilir. Kur'an'ı okur, manasını anlamaya çalışır, onunla amel etmeyi kulluğun gereği kabul eder. Kur'an'ı hayatı için bir program, ilâhî bir nizam olduğunu bilir, hayatını bu nizama göre şekillendirir.

Yüce İslam dini neslin muhafazası, insanlığın saadeti ve huzuru için nikahı emretmiş, zinayı haram kılmıştır. Nikah bir toplumun huzur ve güveninin aile saadetinin sarsılmaması için ilahi bir mevhibesidir.

Müslüman evlilik hayatında da İslam'ın çizdiği prensiblerden ayrılmaz, bilir ki Rabbani ölçünün olmadığı yerde huzursuzluk, güvensizlik, bereketsizlik kaçınılmaz olur. Müslüman, çocuklarının Allah'ın kendisine bir emaneti olduğunun farkındadır. Çocuklarına Muhammedî bir terbiye verir. Kur'an ve sünnetin baharında yeşertir, ümmeti Muhammed mertebesine ulaştıktan sonra rütbelerin en büyük rutbesi olan kulluk rütbesine ulaşmasına yardımcı olur.

Müslüman için iyilik ve fedakârlık onun tabiî halidir. Su-i zannı sevmez, hep hüsnü zandır, onun işi. Gıybet, dedikodu, nemalazımcılık, haset, kin, buğz gibi haller onun için mezmumdur. Cömerttir, ensar ve muhaciri örnek bilerek, kendi ihtiyacı olmasına binaen kardeşini kendisine tercih eder.

Müslüman, kalbi selim sahibidir. Kalbinde Allah'ın muhabbeti ve korkusu mevcuttur. Zira kalb, nazargâhı ilâhîdir. Kalbinde küfür, şirk, buğuz ve adavete yer yoktur. Çünkü ihlaslı olmaktır muradı, ihsan derecesine ulaşmayı kendisine gaye edinmiştir. İmanda itibarın sonucu olduğunun farkındadır. İmandan mahrum olmak onun için en büyük kayıptır.

Müslümanın ahirete imanı vardır. Mahşerde hesap, Kitap, Mizan, Sırat, Cennet, Cehennem birer vakıadır. İşte o günü göz önünde bulundurur. Hayatının idamesini buna göre tanzim eder.

Peygamberimiz'i (s.a.v.) kendisine rehber edinen bir mü'min, yukardaki mevzubahis etmeye çalıştığımız bu güzel vasıfları yaşamaya çalışan bir kişidir. Ancak iyilik düşünür. Kendisi için faideli olmaya çalıştığı kadar başkaları hakkında da hep hayır düşünür, hatta imandan mahrum olanların da imana gelmesi için çalışır.

İmanla dirilmesi için gücü nisbetinde gayret sarfeder. Sormak gerekir böylesi bir mü'min, anarşist olur mu? Bir kız çocuğu okula giderken, başörtüsü taktı diye tahsiline mani olunur mu? Allah'ın emri olan örtüyü tehlike timsali olarak addetmek son derece yanlıştır.

Namaz kılan kişi, bu haliyle mürteci olamaz. Çünkü  namaz, imanın eseridir, kulluğun gereğidir. Namaz dinin direğidir.

Müslüman, güvenilir, emin kişidir. Kendisinden vaki olan hatalar gaflet eseridir, kişiye münhasırdır. Böylesi şahsi hatalardan dolayı diğer mü'minler kınanamaz. İslâm'da eksiklik aranmaz. Eksiklik, İslâm'ı ve müslümanları tanımayanlardadır.

Dünyada gelişen bazı olayları bazı medya organları değerlendirirken ön yargı ile olaylara yaklaşıyor, yargısız infaz yapıyor. Adres olarak da müslümanları gösteriyor. Bu, habercilik ahlakına aykırıdır. Tavsiyem o ki, İslam'ın ölçülerini önce iyi öğrensinler, her şeye onun penceresinden baksınlar. Hüsnü zannı düstur edinsinler. Aksi halde herkesin mahkemei kübrada hesaba çekileceğini unutmasınlar. O öyle bir mahşer günüdür ki, bu dünyada hesaba çekenler de, idare edenler de, hepsi hesaba çekileceklerdir.

Gerçek hayat o gün başlayacak, bu dünyada kendi adınıza memnun ettiğiniz kişiler, o gün sizden memnun kalmayacak, hesaba zorlanacaklar.

Kişilerin dünya ve ahirette mesud, bahtiyar olması için her an Allah ile beraberliğin şuuruna ermesi gerek. Hani Peygamberimiz ve Ebu Bekir, Sevr mağarasında düşmanlarının yaklaştığı bir anda Ebu Bekir, "Geliyorlar. Ey! Allah'ın Rasulü." dediğinde Peygamberimiz "Mahzun olma, Allah bizimledir." dedi ve düşmanın şerrinden emin oldular. Keşke mü'minler bunu diyebilse bu dereceye ulaşabilse, işte o zaman art niyetli planları ters yüz olacak.

Allah'ım, Ümmet-i Muhammed'i Kur'an'a mahkum et. Amin.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

3/4/2007 · Kategori: edebiyat

SINAV

Üniversitede okuyan bir ogrenci yil sonu sinavlarina girmis ve
arkadasina:
-Ben memleketime gidiyorum, sinavlar belli olduktan sonra bana sonuclari bildir, ancak telefona ben cikarsam bana soylersin. Telefona annem
cikarsa zayifim olmaz ama eger bir tane olursa Ebubekir'in selami var, dersin.
Iki zayif imkansiz da eger olursa Ebubekir'in Ömer'in selami var dersin.
Üç zayif hic olmaz da eger olursa Ebubekir'in,Ömer'in, Osman'in selami var dersin.
Dort zayif imkansiz da eger olursa, Ebubekir'in, Omer'in, Osman'in, Ali'nin
selami var dersin,
seklinde konusup memleketine gelir.
Bir zaman sonra sinavlar belli olur, arkadasi sinav sonuclarini bildirmek icin telefona sarilir, telefona ögrencinin annesi cikar.
- Teyze, oglunuza soyleyin
Ümmet-i Muhammed'in selami var...

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

27/3/2007 · Kategori: edebiyat

<<< MEKTUP VAR >>>

Kirli sarı duvara çivilenmiş, gri asık suratlı posta
kutusuna baktım, Soğuk metal kutudan gökkuşağı
fışkırıyordu sanki. Loş bir boşluğun içinde,
hem de yıllardan sonra minik posta kutumda
sarı bir zarf... Üzerinde pul. Özlemişim!
El yazısı görmeyi özlemişim meselâ...
Adımın, adresimin sevdiğim bir dost tarafından
yazılmasını özlemişim. Çocuk gibi sevindim.
Bir süre açmaya kıyamadım zarfı, öylece bekledim.
Gözlerimi el yazısından almadım, alamadım.
Seyrettim. "s" biraz yamuktu, "b" desem sanki
kelimeden ayrı gibi, bir başına. Belli ki aceleyle
yazılmıştı. Ama her harf bir dokunuştu.
Sarı zarfa dost eli değmişti, dost yüreği gezinmişti
üzerinde. İstanbul'un göğü grilere teslimken,
sabah kuşları taze, yeşilli yaprakların arasında
kuru dal ararken, gün bulutlu, rüzgârlı ve
gitgide sessizken gelivermişti. Apartmanın
girişindeki asık suratlı gri posta kutusu
bana göz kırptı sanki. Konuştu... Duydum!
Ne zamandır; hep ince uzun, dikdörtgen zarflar
alıyordum. Bankalardan, taksitli kartların
ekstreleri.Bir de telefon ve elektrik faturaları.
Mektup almayalı ne çok olmuş. Ne çok özlemişim
el yazısıyla yazılmış zarfları. Her biri aynı
karakterde yazılmış, puntoları bile değişmeyen
zarflar hayatımı ne zaman işgal ettiler?
Ya, el yazılı zarflar nasıl minik ve çelimsiz
adımlarla uzağıma nasıl düştüler? Ve ben
buna nasıl izin verdim. Başka zaman olsa
kendime kızardım. Bu kez öyle olmadı.
Kendimi anlamaya çalıştım. Affettim. Zarfi yavaş,
yavaş açtım. Sindire, sindire. Çizgisiz kağıda
yazılmış, kat yerleri özenle ayarlanmış mektubu
şaşkınlıkla okşadım. Sadece iki satırdı mektup:
"Her gün mailleşmek yetmedi birden.
Ekrandan ekrana yaptığımız yazışmalar yetmedi.
Yıllar önceki gibi olsun istedim. Biliyor musun,
sana mektup gönderirken ben aslında kendimi tazeledim."

Yüreğim pır, pır etti. Gülümsedim!
 
Yazarı Bilinmiyor




SEVİYELİ BİR PAYLAŞIM ADINA:

İYİ GÜNLER DİLERİM VE HERŞEY GÖNLÜNÜZCE OLSUN...

<=== SAYGILAR ===>

((¯`•.¤¥§¦§¥¤.•´¯ ·š£âšhºº7¯`•.¤¥§¦§¥¤.•´¯))
TEŞEKKÜRLER

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::